Su ve Çeşmeler

Suyun Tarihçesi

Uzunköprü’nün su gereksinimini Sultan II.Murad’ tan 1950’li yıllarla kadar yapılan mahalle çeşmeleri karşılamıştır. Bunlar “12 Çeşmeler” olarak bilinmekte olup Rıza Efendi mahallesi, Halise Hatun Mahallesi ( Yağ Hane Çeşmesi), Şinasi okulu karşısı, Habiphoca Mahallesi çeşmeler meydanı günümüzde ayakta kalanlardır.

1926 yılında Trakya’da kurulan Alpullu şeker fabrikasının artezyen kuyuları açtığı ve 110 metre derinden gürül gürül suların fışkırdığı duyuldu. Bu durum göz önü edilerek, 1934 yılında Hudut Tabur Komutanı Refik Tulga ile kömür ocağı sahibi Edip Baysal’ın girişimleri ile kışlaların karşısında, köprü başında 96 metre derinlikte, yer yüzüne fışkıran bir artezyen kuyusu kazıldı. Suyun içimi hafif ve çok tatlı idi. Hatta uzun süre sakalarla, Uzunköprü’ye içme suyu olarak taşındı.

1948 yılında dönemin Belediye Başkanı Kazım Taner, kent içinde, belediye parkı arkasında ikinci bir artezyen kuyusu kazdırdı. Ama bu kez 110 metre derinlikte su çıkmıştı. Su yer yüzüne kendiliğinden fışkırmamıştı. Buraya bir çeşme yapıldı. Santrifüjle, yapılan su deposuna doldurularak halkın yararlanmasına sunuldu. Böylece kent merkezinde açılacak artezyenlerle büyük çapta su sağlanamayacağı saptandı.

Bunun üzerine, 1950 yılında İller Bankasının da yardımı ile kışlalardaki 96 metre derinlikten ve kendiliğinden fışkırarak yer yüzüne çıkan suların kente getirilmesi olasılıkları araştırılmaya başlandı.

1950 yılında, kışlalar karşısında, köprü başında ve istasyon altında beş artezyen kuyusu kazıldı. Depolar ayrıldı. Pompaj tesisleri kuruldu. Köprüye su ulaştırma boruları takıldı. Kentimizin en yüksek yeri olan Mescit mahallesinde, 30 metre yüksekliğinde, su deposu yapıldı.
1968 yılında kule depo yanında üç, 1971 yılında da sekiz gömme depo daha yapılarak, kapasite (280) tona yükseltildi. Bu depolardan kasabanın her evine bol su sağlanmış oldu. ( kaynak: Latif Bağman)

Telli Çeşme

Muradiye Mahallesi’nde, Gazi Caddesi’nin doğu yanında, kuzeye meyilli bir alana inşa edilmiştir. Yaklaşık 100 m. mesafe ile kuzeydoğusunda II. Murad Camii yer alır. Bulunduğu mevki, ismini çeşmeden almış ve halen Telli Çeşme Meydanı olarak adlandırılmaktadır.

Kitabesi okunamayacak derecede tahribata uğradığından inşa yılı tam belirlenememekle birlikte, üzerinde etraflıca duracağımız süsleme özelliklerinden hareketle 18. yüzyıl başlarında yapılmış olabileceği söylenebilir.

Eser, kare planlı bir havuz içerisine yerleştirilmiş, dört cepheli bir meydan çeşmesidir. Havuz, zeminden 50 cm. yüksekliğinde, kenarları yekpare mermer bloklardan oluşan ve köşe bağlantıları kurşun levhalarla sağlanmış sade bir unsurdur. Doğu kenarı orta kısmından itibaren çatlamış ve çimento ile tamir edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca köşelerde de yine aynı tarz müdahaleler vardır.

Çeşme, havuzun tam ortasında, tamamen tek parça mermer bloktan ibaret kare prizması bir kütle halinde yükselir. Cepheler dört kademeli bir görünüş sergiler. En alt kademe kaide, ikinci kademe gövde, üçüncü kademe saçak, dördüncü kademe ise tepelikten müteşekkildir.

Kaide, havuz ile yaklaşık aynı yüksekliktedir ve işlemesiz düz bir yüzeye sahiptir. Kısmi taşıntılı iki sıra ince profil ve düz yüzeyli bir silme ile gövdeye geçiş sağlanmıştır.

Ana kütleyi teşkil eden boyuna dikdörtgen görünüşlü cepheler, çok zengin bir süsleme programına sahiptir. Bütün yüzeyler, simetrik düzenle tamamen birbirine benzer tarzda oyularak kabartılmış sütunce, bordür, kartuş, pano, bitkisel bezeme programları ve nişlerle hareketlendirilmiştir. Yüzeysel derinlikte yapılmış birer niş, dört yönde de cephelere hakim unsurlardır. Bunlardan kuzey ve güneydeki yedi dilimli istiridye; doğu ve batıdaki ise sivri kemerli birer kavsaraya sahiptir. Doğu ve batıdaki kavsarada kemer yayları küçük delikler ve fistolarla hareketlendirilmiştir. Cephe kenarları, alt ve üst uçları kum saati şeklinde sonuçlanan gövdesi burmalı sütuncelerle, nişlerin içe bakan kenarları ise ince-sade sütuncelerle sınırlandırılmıştır. Burmalı sütuncelerin bazı kısımları zaman içerisinde kırılmak suretiyle tahribata uğramıştır, ayrıca özellikle alt seviyedeki kum saatleri de kısmen kırılmış durumdadır. Nişler, profillerle çerçevelenmiş birer bordür ile üç yönden kuşatılmıştır. Süslemeler aynı kompozisyonu yansıtmakla birlikte, motiflerde bazı farklılıklar görülmektedir. Süslemenin esasını, “S” şeklinde uzayıp giden kıvrım dallar ve rumiler arasına yerleştirilmiş çeşitli çiçek kabartmaları teşkil eder. Doğu ve batı cephede kıvrım dallar arasında altı kollu yıldız çiçekleri, güney cephede bordürün en alt kısmında küçük bir vazodan çıkar gibi yükselen kıvrım dallar arasında lale ile kozalak benzeri bir çiçek tasviri süslemeyi oluşturmaktadır. Kuzey cephedeki ise sadece kıvrım dal ve rumiler ile bunlardan çıkan yapraklardan ibarettir. Kavsaralar, ince profilli enine dikdörtgen birer çerçeve ile sınırlandırılarak köşeliklerine bitkisel bezeme işlenmiştir. Doğu ve batıdaki köşeliklerde, soğanlı, ince-uzun gövdeli birer lale, kuzey ve güney yüzdeki köşeliklerde ise kıvrım dallar arasında beş yapraklı bir çiçek tasviri görülür. Motifler hepsinde de çerçevenin üst kenar ortasına yerleşik bir düğüme doğru ve birbirine bakar vaziyettedir. Doğu ve batıdaki kavsaranın hemen alt kenarına da yine sekiz yapraklı ve sekiz kollu büyükçe birer çiçek kabartılmıştır. Nişlerin yukarısında kısa kenarları dilimli kaş kemer şeklinde sonuçlanan, ince profillerle yapılmış birer kartuş dikkat çekmektedir. Vaktiyle belki de çeşmenin kitabesini de barındıran bu kartuşlar ne yazık ki okunamayacak derecede tahrip edilmiş durumdadır. Kartuşların dört köşesine de ayrıca beş kollu birer yıldız çiçeği işlenmiştir.

Ayna taşlarında kompozisyona esas teşkil etmek üzere, silindirik profillerle sınırlandırılmış boyuna dikdörtgen birer çerçeve içerisinde aynı zamanda musluk tablası işlevi gören dilimli kaş kemerli dekoratif birer pano dikkati çeker. Kuzeydeki panoda, alt kısmı fiyonklu bir demet halinde, üst kısmında altı yapraklı üç yıldız çiçeği ile bunun altında dışa doğru sarkan birer gonca gül tasviri yer alır. Güneydeki ayna taşına ayrı birer dal ve yapraklar arasına yerleştirilmiş tomurcuk halindeki birer lale ile gül goncası işlenmiştir. Doğu cephedeki ayna taşında, sapları yine fiyonkla birleştirilmiş bir demetin ortasından yükselen ince-uzun gövdeli bir lale ile iki yanında simetrik birer karanfil ve bunun da altında ince yapraklardan sarkıtılmış lale benzeri beş yapraklı birer çiçek tasviri görülür. Batı nişteki kompozisyon da doğudakine benzemekle birlikte, farklı olarak aşağı sarkıtılmış çiçeklerin yerine burada ince bir dal üzerinde iki uçlu ince yapraklar yer alır. Bu panoların üzerine işlenmiş yine bitkisel süslemeli yatay birer friz kompozisyonu taçlandırır. Bunlardan kuzey ve güneydekinde “C” kıvrımları arasında palmetler, doğudakinde “S” kıvrımları arasında beş yapraklı çiçek çeşitlemeleri, batıdakinde ise yine “S” kıvrımları arasında uçları aşağı dönmüş palmet tasvirleri dikkat çeker.

Ayna taşlarındaki bu bezeme panolarının hemen altında, doğu ve batı yanlarda suyu halen akmakta olan bronz malzemeli dekoratif birer lüle mevcut iken kuzey ve güneydekiler sökülmüş vaziyettedir.

Üçüncü kademeyi teşkil eden ve ana kütleyi çevreleyen saçak; taşıntılı, yedi dilimli geniş bir mukarnas bordüründen oluşmakta ve üst kenarı fistolu bir friz ile sonlanmaktadır.

Tepelik, dokuz dilimli basık bir örtü halindedir ve bunun üzerinde de uçları birbirine bakar vaziyette “C” kıvrımlı süslemeye sahip bir kütle yer almaktadır. Bu kütle ile ucundaki çubuk demir kalıntısı, önceleri bir alemin varlığını düşündürmektedir.

 Rıza Efendi Cami Çeşmesi

Uzunköprü Rıza Efendi Mahallesinde eski Rıza Efendi Camisinin giriş kapısı yanında bulunan bu çeşmeyi Hacı İbrahim Ağa 1724 yılında yaptırmıştır. Çeşmenin suyu Sultan II.Murat’ın şehre getirdiği su şebekesinden sağlanmıştır.

Çeşme üzerinde küçük bir kitabe bulunuyordu: “Sahib ül-Hayrat Hacı İbrahim Ağa, sene 1137 (1734)”.

Rıza Efendi Çeşmesi cami ile beraber yıktırılmıştır. Bugün yerinde yeni Rıza Efendi Camisi bulunmaktadır.

 

Habip Hoca Meydan Çeşmesi

Habip Hoca Mahallesi’nde Petmezlik-Acıkuyu Sokakları ile Çeşmeler Çıkmazı’nın kesiştiği köşenin güneybatısında, Çeşmeler Meydanı olarak anılan ve hafif doğuya meyilli bir alana serbest konumla inşa edilmiştir. Doğusunda yaklaşık 40 m. mesafe ile Habip Hoca Camii ve çeşmesi yer alır. Suyu Yaymeşe bağlarındaki kaynaklardan getirtilmiştir (Bağman 2005: 82).

Kitabesine göre Hacı İbrahim Ağa tarafından 1709 yılında inşa ettirilmiştir.

Kuzey-güney yönünde dikdörtgen planla uzanan eser, aynı yönde dikdörtgen bir gövdeye sahiptir. Çeşmenin kütlesi iri bloklar halindeki kesme taşlardan ibarettir. Cepheler, bu taş dizileri ve çimento harcı ile sıvanmış derzlerden müteşekkil son derece sade bir görünüş sergiler. Doğuya bakan ön cephede eksenden biraz güneye kaydırılarak yerleştirilmiş bir niş, esere kısmen hareketlilik kazandıran tek unsurdur. Nişin üst bölümü yıkılmış ve çimento harcı ile dolgulanmış olduğundan kemer biçimi belirlenememektedir. Ayna taşı niteliğindeki bu kısım arka tarafta da kısmen taşıntı yapmaktadır. Nişin yukarısına beyaz mermerden kesilmiş enine dikdörtgen bir kitabe levhası yerleştirilmiştir. İki sütun halinde dörder sıradan oluşan Ta’lik hatla yazılmıştır. Harfler, kısa kenarları kaş kemer şeklinde biçimlendirilmiş kartuşlar içerisine yüzey oyulmak suretiyle kabartılmış ve her bir sıra birbirinden ince profillerle ayrılmıştır.

Önünde zamanla yol seviyesinin altında kalmış bir yalağı vardır. Yalak, cephe boyunca uzanan, aynı ölçülerde, dikdörtgen iki bölümden oluşur. Cephenin güney kenarının alt kısmında bir musluk ile hemen arka tarafında bu musluğa suyun getirildiği bir boru görülmekle birlikte günümüzde kullanılmamaktadır.
Kitabe:
Sahib ül-Hayrat Hacı İbrahim ağa
Eyne begi teberrükât varur
Dest-gir ola dünyada hüdâ
Vire cenette mansıb vecâ
Çünkü bu çeşme ecri etti
Ecrini eyle kevserden ilâh
Dedi tamamına tarih-i dil
Oldu bu çeşme hub Allâh 1121 (1709).

Habip Hoca Camii Çeşmesi
Habip Hoca Mahallesi’nde, Çeşmeler Sokak’ın kuzey yanında, Habip Hoca Camisi avlu duvarının güneybatı kenarına bitişik vaziyettedir.

Kitabesine göre 28 Kasım 1914 tarihinde inşa edilmiştir. Doğu-batı yönünde dikdörtgen planla uzanan eser, aynı zamanda boyuna dikdörtgen bir kütleye sahiptir. Kesme taş ve tuğla ile inşa edilmiştir.

Eser, kuzey yanından cami duvarına bitişiktir. Doğu ve batı kenarları birbirleri ile aynı görünüşü yansıtır. Her iki kenarda da üst kısmı kesme taş, alt kısmı tuğla örgülüdür. Tuğlalar bir sıra kısa kenarları, bir sıra ön yüzleri cepheye gelecek şekilde yerleştirilmiştir.

Ön cephe, güneye bakmaktadır ve kaş kemerli büyükçe bir niş ile hareketlendirilmiştir. Nişin hemen yukarısında beyaz mermerden kesilmiş, enine dikdörtgen kitabe levhası yer alır. Celi Sülüs hatla iki satır halinde yazılan, kısa kenarları basık kemer gibi biçimlendirilmiş düz yüzeyli bir kartuş içerisine oyularak kabartılmıştır. Ön cephede yine taş-tuğla birlikteliği dikkat çekmektedir. Ayna taşının üst bölümü ile ayakların üst kısmında tuğla, diğer bölümlerde tamamen kesme taş kullanılmıştır. Ayrıca bütün kütle beyaz badana ile sıvanmıştır. Kilit taşı yüzeyden kısmen taşırılarak vurgulanmıştır. Musluk tablasında uzunca bir borunun ucuna yerleştirilmiş vaziyette pirinçten yapılmış yeni bir lüle vardır ve suyu halen akmaktadır. Kemer açıklığı önünde yol seviyesinin altında kalan ve çimento harcı ile sıvanmış bir yalak mevcuttur. Yalağın her iki yanında, yekpare blok taştan ibaret boyuna dikdörtgen birer dinlenme taşı dikkat çekmektedir. Cepheler ön yüzü düz, alt kısmı kaval silme şeklinde bir saçakla sonuçlanmaktadır. Her hangi bir süsleme unsuruna sahip değildir.

Mimar Hayrettin Sokak Çeşmesi
Halise Hatun Mahallesi’nde Fahri Korutürk Caddesi ile Mimar Hayrettin Sokak’ın kesiştiği köşenin kuzeybatı kenarında düz bir alana inşa edilmiştir. Konum bakımından bir konutun duvarına bitişik vaziyettedir.

Kitabesine göre 29 Kasım 1914 tarihinde inşa edilmiştir.

Doğu-batı yönünde dikdörtgen planla uzanan eser, aynı zamanda boyuna dikdörtgen bir kütleye sahiptir. Kemer, ayaklar, gövdenin üst kısmı ile ayna taşının alt bölümünde kesme taş, diğer kısımlarda tuğla malzeme görülmektedir.

Eser, kuzey yanından konuta bitişiktir. Doğu ve batı kenarları birbirleri ile aynı görünüşü yansıtır. Her iki kenarda da çeşme kütlesinin üst kısmı kesme taş, alt kısmı tuğla örgülüdür. Tuğlalar bir sıra kısa kenarları, bir sıra ön yüzleri cepheye gelecek şekilde yerleştirilmiştir. Kesme taşlar ile tuğla örgü arasında belirgin bir düzensizlik dikkati çekmektedir. Öte yandan taşlar yıpranmış, tuğla örgüde de dökülmeler meydana gelmiştir.

Güneye yönelen ön cephesine kaş kemerli büyükçe bir niş hakimdir. Nişin hemen yukarısında beyaz mermerden kesilmiş, enine dikdörtgen kitabe levhası yer alır. Celi Sülüs hatla iki satır halinde yazılan, kısa kenarları basık kemer gibi biçimlendirilmiş düz yüzeyli bir kartuş içerisine oyularak kabartılmıştır. Ayaklar yekpare blok kesme taşlardan, kemer ise küçük kesme taşlardan inşa edilmiştir. Kemer örgüsündeki taşlarda renk ve cins farklılığı olduğu rahatlıkla anlaşılabilmektedir. Ayak, üzengi ve kilit taşları daha sağlam vaziyette iken aradaki taşların zamanla eridiği görülmektedir. Kilit taşı kısmi bir taşıntıya sahiptir. Ayna taşının alt kısmı kesme taş, üst bölümü tuğla örgülüdür. Alt seviyede günümüz malzemesinden yapılmış yeni bir musluk vardır ve bu kadar tahribata rağmen suyu halen akmaktadır. Kemer açıklığı önünde yol seviyesinin altında kalan ve çimento harcı ile sıvanmış bir yalak mevcuttur.

Cepheler, ön yüzü düz, alt kısmı kaval silme şeklinde bir saçakla sonuçlanmaktadır. Çeşme, her hangi bir süsleme unsuruna sahip değildir.

Halise Hatun Çeşmesi

Halise Hatun Mahallesi’nde Mektep Aralığı’nın batı, Gargar Aralığı’nın güney yanındaki hafif doğuya eğimli bir arazide yer almaktadır. Kuzeydoğusunda yaklaşık 20 m. uzaklıkta Halise Hatun Camisi yer alır. Topacı Çeşmesi olarak da bilinir (Bağman 2005: 81). Kitabesine göre 1705 yılında Hacı İbrahim Ağa tarafından inşa edilmiştir.

Eser kare planlı, boyuna prizmal bir kütleye sahiptir. Büyükçe bir haznesi vardır ve içerden düz tavan, dışardan alaturka kiremit kaplı bir sivri çatı ile örtülüdür. İnşa malzemesi olarak tamamen düzgün kesme taş kullanılmıştır.

Serbest konumlu bir çeşmedir. Kuzey, güney ve batı cepheleri son derece sade bir görünüş sergiler. Kuzey ve güney cepheler tamamen simetriktir. Kuzey cephe ortasında sadece küçük bir taşma borusu mevcuttur. Batı cephede üst seviyeye yaklaşık cephe aksı ile ortalanarak yerleştirilmiş bir gözetleme penceresi vardır. Boyuna dikdörtgen bir niş içerisinde yer alan bu pencere yarım daire kemerli basit bir açıklıktan ibarettir. Kemerin iki yan kenarı, alt kısımda adeta ikinci bir üzengi gibi hafifçe genişlemektedir. Bu pencerenin altında esasen sonraki müdahalelerde yapıldığı anlaşılan fakat tuğla ile tekrar kapatılmış bir açıklık dikkat çekmektedir.

Ön cephesi doğuya yönelmektedir. Sivri kemerli büyükçe bir niş cepheye hakim konumludur. Kemer, cephe yüzeyinden biraz içerlektir. Ayna taşı son derece sadedir ve musluk tablasında eksene yerleşik, pirinçten yapılmış yeni bir lüle bulunmakta ve halen suyu akmaktadır. Çeşme suyu Yaymeşe bağlarındaki kaynaklardan getirilmiştir (Bağman 2005: 81). Lülenin biraz yukarısında kuzeye kaymış vaziyette bir lüle deliği daha vardır. Nişin önünde zemine oyularak hazırlanmış küçük ve basit bir yalak mevcuttur.

Nişin yukarısına beyaz mermerden yapılmış enine dikdörtgen kitabe levhası yerleştirilmiştir. İki sütun halinde üçer sıradan oluşan Celi Sülüs hatla yazılmıştır. Harfler, kısa kenarları kaş kemer şeklinde biçimlendirilmiş kartuşlar içerisine yüzey oyulmak suretiyle kabartılmış ve her bir sıra birbirinden ince profillerle ayrılmıştır. Nişin hemen güney yanında yine beyaz mermerden kesilerek hazırlanmış boyuna dikdörtgen bir pano ile onun altında küçük bir suluk gibi kullanılması muhtemel fakat kırılmış vaziyette bir mermer kütle dikkati çekmektedir. Panonun yüzeyinde profilli silmelerle sınırlandırılmış boyuna dikdörtgen bir çerçeve içerisinde geometrik ve bitkisel süslemelerden oluşan bir kompozisyon görülmektedir.

Kompozisyonun esasını ortadaki bir madalyonun yüzeyine işlenmiş mührü Süleyman ve bunun iki yanında birbirine bakar vaziyette uçları madalyona doğru eğilen simetrik düzenli ince-uzun birer lale ile madalyonun altında tek bir gövdeden çıkan ve dışa doğru yönelen açmış birer lale tasviri oluşturmaktadır. Bu kompozisyon da yine ince profilli dekoratif bir dilimli kaş kemerle sınırlandırılmıştır. Kemer köşelikleri işlemesiz düz yüzeyler halinde bırakılmıştır. Panonun üst kenarında tek satırlık küçük bir yazı şeridi dikkat çekmektedir. Bu şeritte: Aynen fîhâ tusemmâ selsebîlâ yazmaktadır. Suluğun kuzey ve güney kenarlarında biri yarım ikisi tam olmak üzere üçer palmet motifi mevcuttur, ancak güney kenardakiler kırılarak tahrip edilmiştir.

Cepheler ön yüzü düz altı pahlı bir saçakla sınırlandırılmıştır. Çeşmenin üstü ise alaturka kiremit kaplı bir sivri çatı ile örtülüdür.
Haznesi kübik bir kütleye sahiptir. Üzeri putrel demirlerle desteklenen kesme taştan oluşan bir tavanla örtülmüştür.

Kitabe:

Kethüdâ mir-i Mükerrem Hacı İbrahim ağa
Ruhu pâki Mustafa verdi su içsun içen
Has-ü âm içti iş bu pâk ab çeşmeden
Şâd ola subh-ü mesa ruhu Hüseyin ile Hasan
Gel bu pâk-i Şenli dedi tarihin
Geçmiş canân iç o Kevser âbı dünyada sen
1117 (1705).

Hasodalı Mehmet Ağa Çeşmesi (Bey Mahalle Çeşmesi-Hacı Çeşme)

Büyük Şehsuvar Bey Mahallesi’nde, Şehsuvar Bey Camii’nin doğusunda avlu duvarına bitişik konumdadır. Kuzeyinde İpsala Caddesi, güneyinde Yüzbaşı Yalçın Kaplaner Sokak, doğusunda ise Helvacı Dere Sokak uzanır. Halk arasında Şehsuvar Bey Çeşmesi ve Acı Çeşme olarak da anılır.

Kitabesinden 1680 yılında Has Odalı Muhammed Ağa tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Çeşme suyu, mahallenin yaklaşık 3 km. batısında Atbaba yöresindeki bir kaynaktan getirilmiştir (Bağman 2005: 79).
Doğu-batı yönünde dikdörtgen planla uzanan eser, arkasındaki haznesi ile birlikte aynı yönde dikdörtgen bir kütleye sahiptir. Kesme taş malzemelidir. Kuzey, güney ve batı cephelerinde bütün yüzeyler çimento harcı ile sıvanarak beyaz badana yapılmıştır. Batı cephede farklı olarak boyuna dikdörtgen bir kapı açıklığı dikkat çeker. Hazne kütlesinde sıva tabakasının dökülen kısımlarından kesme taş ile birlikte tuğlanın da kullanıldığı belirlenebilmekte fakat duvar örgüsünün nasıl şekillendiği anlaşılamamaktadır. Öte yandan haznenin kapı kütlesini içeren batı kısmı ise betonarme bir yapıya sahiptir. Bu da çeşmenin zaman içerisinde çok büyük değişikliklere uğradığını göstermektedir.

Ön cephesi doğuya yönelmekte ve boyuna dikdörtgen bir görünüş sergilemektedir. Tamamen kesme taş malzemeli cephe, yarım daire kemerli bir niş ile hareketlendirilmiştir. Derzler çimento harcı ile yeniden dolgulanmış ve siyah yağlı boya çizgilerle vurgulanmıştır. Kemerdeki deformasyon ve derzlerin mevcut durumu yapılan müdahalelerin izlerini açıkça sergileyen unsurlardır. Nişin hemen yukarısında, beyaz mermerden kesilmiş, enine dikdörtgen kitabe levhası yer alır. Celi Sülüs hatla iki satır halinde yazılan, düz yüzeyli bir levha içerisine oyularak kabartılmıştır. Ayna taşının alt kısmında eksenden biraz kuzeye kaydırılarak yerleştirilen bir boru vasıtası ile suyun akması sağlanmış ve halen de kullanılmaktadır.

Çeşmenin üç bölümlü uzun bir yalağı vardır. Her bölüm yaklaşık aynı ölçülerde dikdörtgen planlıdır. İlk bölüm ön cephenin iki dış kenarı boyunca uzanır. Diğer iki bölüm ise esas kütleden itibaren hafif bir kırılma ile güneybatıya doğru yönlenerek devam eder. Cepheler, üzeri sıvanmış kesme taş malzemeli enli bir saçakla sınırlandırılmıştır.

Mahmut Baba Çeşmesi

Muradiye Mahallesi’nde, Cumhuriyet Caddesi ile Gazi Mahmut Sokak’ın kesiştiği köşenin kuzeydoğu kenarında düz bir alana yerleştirilmiştir (Fotoğraf: 1). Kente adını veren ve Türkiye’nin de en uzun köprüsü olma niteliğini taşıyan, Uzunköprü, Cisr-i Ergene gibi isimlerle anılan köprünün şehir tarafındaki ucundadır.

Halk arasında Mahmut Baba, Köprübaşı ve Park Çeşmesi olarak da anılır. Daha önceleri mevcut yerinden yaklaşık 5 m. batıda yer aldığı, suyunun Malkoç kaynaklarından toprak künklerle getirildiği, Edirne Vilayeti Salnamesi’ne göre 1894 yılında bu toprak künklerin demir borularla değiştirildiği, 1965 yılında ise caddenin genişletilmesi sırasında buraya taşındığı, önceki halinde bir haznesinin bulunduğu ve suyunun da şehir şebekesine bağlandığı belirtilmektedir (Bağman 2005: 78).

Çeşmenin kendine ait bir kitabesi bulunmamaktadır, ön cephesindeki mevcut kitabe ise Cisr-i Ergene Köprüsü’ne ait inşa kitabesidir.

Doğu-batı yönünde dikdörtgen planla uzanan eser, aynı zamanda boyuna dikdörtgen bir kütleye sahiptir. Kesme taş malzemelidir. Kuzey, doğu ve batı kenarları taş dizisinden ibaret sade bir görünüş sergiler.

Ön cephe, güneye bakmaktadır ve düz yüzeyli silmelerle çerçevelenmiş üç bölümlü bir düzenlemeye sahiptir. Orta bölüm daha geniştir ve sivri kemerli yüzeysel bir niş ile hareketlendirilmiştir. Nişin hemen yukarısında enine dikdörtgen yüzeysel bir niş içerisinde beyaz mermerden kesilmiş, kitabe levhası yer alır. Celi Sülüs hatla iki satır halinde yazılan, kısa kenarları kaş kemer gibi biçimlendirilmiş düz yüzeyli bir levha içerisine oyularak kabartılmıştır. Ayrıca bu dekoratif kemerlerin köşeliklerine de simetrik birer çiçek motifi işlenmiştir. Ayna taşında cephe aksı ile ortalanarak yerleştirilmiş bir lülesi vardır ve suyu halen akmaktadır. Çeşme kütlesinin önüne zeminden kısmen yükseltilmiş mermer malzemeli bir platform hazırlanmış ve bunun ortasına da beyaz mermerden elips şeklinde bir yalak yerleştirilmiştir. Aynı zamanda çeşme kütlesinin alt kısmı da yine mermer malzeme ile kaplanmıştır. Bunlar son onarımlarda yapılmış yeni uygulamalardır.

Kendisine ait bir kitabesi bulunmadığından veya vaktiyle olması muhtemel kitabesinin akıbeti bilinmediğinden inşa tarihini belirleyebilmek şimdilik mümkün görünmemektedir. Halen mevcut kitabe ise köprünün inşasına aittir ve Sultan Murat tarafından H.847 (M.1443) senesinde yapıldığını, ayrıca onun hemen doğu üst kenarındaki küçük yazı levhası da 174 gözlü olduğunu yazmaktadır. Bu kitabenin esasen köprü üzerinde bulunması gerektiği düşünülebilir. Günümüzde köprünün ortasında bir kitabe köşkü bulunmakla birlikte bunun Sultan II. Mahmut tarafından 1823 yılında gerçekleştirilen tamirata ait olduğu anlaşılmaktadır (Ayverdi 1972: 557; Bağman 2005: 195-196).

Ayverdi, köprü ile ilgili ayrıntılı bilgi verirken çeşmeden de kısaca bahisle önceleri köprünün başlangıç yerinde olduğunu ifade etmekte ve kitabe metnini vermektedir. Ayrıca çeşmenin arkasındaki bahçede yeni yapılmış bir kabirde gördüğü
1- Gazi, 2-Mahmud Bey, 3-Eseri olan bu cisrin (köprünün), 4-Başında bekadadur, 5-847 Hicri
şeklindeki yazıdan bahsetmekte ve bu zatın kimliği ve köprü ile ilişkisi konusunda her hangi bir ma’lûmat bulunmadığını belirtmektedir (Ayverdi 1972: 557). Bağman, Gazi Mahmut ve Mahmud Baba olarak adlandırdığı çeşmenin, kitabeden hareketle Sultan II. Murat tarafından 1443 yılında yaptırıldığını, köprünün sağ kanadının, birinci gözünden çeşmeye kadar uzandığını bu nedenle her hangi bir tarih köşkünün yapılmadığını, dolayısı ile çeşmenin aynı zamanda köprünün tarih köşkü işlevini de üstlendiğini ileri sürmektedir (Bağman 2005: 78). Bağman, ayrıca Hoca Sadeddin’in Tac-üt Tevarih, Ahmet Badi’nin Riyaz-ı Belde-i Edirne gibi kaynaklardan naklen verdiği bilgilerde Gazi Mahmut Bey’in kolonizatör bir Türk dervişi olduğunu, Ergene şehrinin kurulmasında ve köprünün yapılmasında tinsel bakımdan önemli bir rol üstlendiğini, köprü inşaatının bittiği 1443 yılında vefat ettiğini ve mezarının Köprübaşı’nda şimdiki yerinde olduğunu belirtmektedir (Bağman 2005: 16, 78, 160, 191, 192, 199).

Günümüzde çeşmenin yaklaşık 15 m. kuzeyinde, caddenin doğu kenarında mermerle çerçevelenmiş, sadece başlığı görünecek şekilde boyun kısmına kadar toprağa gömülü bir mezar taşı yer almakta ve bunun yola bakan tarafına yerleştirilmiş mermer bir levha üzerinde günümüz Türkçesi ile “Gazi Mahmut Bey Ergene Köprüsü’nün yapımına nezaret eden ünlü Türk akıncı Beyi H.847 M.1443 Ruhuna Fatiha” ibaresi yazmaktadır. Söz konusu mezar, bu duruma göre bahsi geçen Mahmut Bey’e ait olmalıdır. Tunç ise II. Abdülhamit zamanında yapılan onarımlar sırasında köprü kitabesinin bu çeşme üzerine konulduğunu, köprüdeki kitabe köşkünün boş olarak durduğunu belirtir (Tunç 1978: 192). Akçıl, Sultan II. Muratın, Cisr-i Ergene adıyla anılan bu şehre köprü ile birlikte cami, imaret, medrese, kervansaray, hamam, otuz üç dükkân, yağhâne, bozahâne, bezirhâne, mumhâne, üç çeşme ve iki su değirmeni inşa ettirdiğini ancak bunlardan sadece köprü ile Murâdiye Camii, şadırvan, hamam ve Gazi Mahmut Bey Çeşmesi’nin ulaşabildiğini belirterek, II. Abdülhamit zamanında yapılan bir onarım sırasında köprü üzerindeki kitabenin Gazi Mahmut Bey veya Köprübaşı Çeşmesi diye adlandırılan bu çeşme üzerine konulduğunu ileri sürmektedir (Akçıl 2012: 266-267).

Çeşmenin mevcut mimari özellikleri tarihlendirme yapabilmek için pek yeterli değildir. Ancak, kaynaklardaki bilgiler doğrultusunda Sultan II. Murat’ın başta Ergene Köprüsü olmak üzere yukarıda zikredilen eserleri bilinçli olarak inşa ettirdiği ve köprünün korunup varlığını sürdürebilmesi amacı ile bazı kimseleri yerleştirerek burada bir kasaba kurduğu dikkate alındığında çeşmenin bahsi geçen üç çeşmeden biri olabileceği akla uygun gelmektedir. Ayrıca köprü, çeşme ve Gazi Mahmut Bey’in mezarının yakın birlikteliği, bu ihtimali daha da güçlendirmektedir.

Yalçın Kaplaner Sokak Çeşmesi
Büyük Şehsuvar Bey Mahallesi’nde, Şehsuvar Bey Camii’nin güneydoğusunda avlu duvarına bitişik konumdadır. Kuzeyinde İpsala Caddesi, güneyinde Yüzbaşı Yalçın Kaplaner Sokak, doğusunda ise Helvacı Dere Sokak uzanır.

Kitabesi bulunmamakla birlikte malzeme ve mimari özellikleri dikkate alındığında 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyıl başlarında inşa edildiği söylenebilir.

Kuzeydoğu-güneybatı yönünde dikdörtgen planla uzanan eser, aynı zamanda boyuna dikdörtgen küçük bir kütleye sahiptir. İnşa malzemesi tuğladır. Kuzeybatı kenarı yarı seviyesine kadar cami avlu duvarına bitişiktir. Kuzeydoğu ve güneybatı kenarları tuğla örgüden ibarettir.

Ön cephesi güneydoğuya yönelmektedir. Sivri kemerli bir niş, cepheye hakimdir. Ayna taşının üst kısmında bir boru uzanmaktadır. Çeşme gövdesinin bütün yüzeyi ince bir tabaka halinde çimento harcı ile sıvanarak beyaz badana yapılmıştır. Cepheler, duvar örgüsünden ibaret saçaksız düz bir kütle ile son bulurken yalak kısmı, yol seviyesinin zamanla yükselmesi ve önüne bir de kaldırım yapılması sonucu dolgu altında kalmış olmalıdır. Günümüzde kullanılmamaktadır.

 

Arif Kocabaş Çeşmesi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sonuç ve Değerlendirme

Uzunköprü’de halen mevcut on bir çeşme vardır. Ancak literatür taramaları sonucu kentin çeşme sayısı bakımından vaktiyle daha zengin olduğu anlaşılmaktadır. Sultan II. Murat tarafından fetihleri kolaylaştırmak ve yerleşik düzenin devamlılığını sağlamak amacıyla bilinçli bir şekilde tesis edilen Ergene’de cami, kervansaray, imaret, hamam ve köprü odaklı ilk imar hareketleri sırasında kentin su ihtiyacını karşılamak üzere Malkoç Köyü (Koçbeyli) civarındaki kaynaklardan künklerle su getirilerek 1443 yılında Samanyemez Çeşmesi, Kervansaray Çeşmesi, Gazi Mahmut Çeşmesi ile Kavak Mahallesi Kır Çeşmesi inşa edilmiştir (Bağman 2005: 77). Bunlardan sadece Gazi Mahmut çeşmesi bazı değişikliklerle günümüze ulaşabilmiş diğerleri ne yazık ki yıkılmıştır. Eyne Beyi kethüdalığı yapmış olan Uzunköprülü Hacı İbrahim Ağa tarafından 1700’lü yıllarda da dört çeşme yapıldığı belirtilmektedir. Halise Hatun Çeşmesi (1705), Habip Hoca Meydan Çeşmesi (1709), Çarşı Sebili (1722) ve Rıza Efendi Camii Çeşmesi (1724) şeklinde sıralanan bu eserlerden de sadece Halise Hatun Çeşmesi ve Habip Hoca Meydan Çeşmesi varlığını halen korumaktadır. Kentin zamanla gelişmesi ve nüfusun gittikçe artması üzerine baş gösteren su sıkıntısını gidermek maksadıyla 1914 yılında, dönemin kaymakamı Süleyman Bey ve belediye başkanı Hafız İsmail Efendi’nin girişimleri sonucu halkın da yardımı ile Uzunköprü’nün güneybatısında yer alan Kirazlıdere’deki kaynaklardan yararlanılarak on iki çeşme inşa edilmiş ve kentin su ihtiyacı giderilmiştir (Bağman 2005: 88). Bu on iki çeşmeden de günümüze ne yazık ki dördü ulaşabilmiştir (Habip Hoca Camii Çeşmesi, Mimar Hayrettin Sokak Çeşmesi, Eski Mahkeme Sokak Çeşmesi, Fahri Korutürk Caddesi Çeşmesi). Halen mevcut diğer çeşmeler ise Has Odalı Muhammed Ağa Çeşmesi (1680), Telli Çeşme (18.yy), Yalçın Kaplaner Sokak Çeşmesi (20.yy. başı) ve Kır Çeşmesi (20.yy. başı) şeklinde sıralanabilir. Yayınlanmış bilgiler ışığında günümüze ulaşabilen bu on bir çeşme dışında on üç çeşmenin de vaktiyle kentin su ihtiyacının giderilmesinde büyük önem taşıdığı anlaşılmaktadır.

Mevcut çeşmeler üzerinden yaptığımız değerlendirmeye göre kronoloji itibariyle on bir eserden biri (Gazi Mahmut Çeşmesi-1443) 15. yüzyıla, biri (Has Odalı Muhammed Ağa Çeşmesi-1680) 17.yüzyıla, üçü (Halise Hatun Çeşmesi-1705; Habip Hoca Meydan Çeşmesi-1709; Telli Çeşme-18.yy. başları) 18. yüzyıla, altısı ise (Habip Hoca Camii Çeşmesi-1914; Mimar Hayrettin Sokak Çeşmesi-1914; Eski Mahkeme Sokak Çeşmesi-1914; Fahri Korutürk Caddesi Çeşmesi-1914; Yalçın Kaplaner Sokak Çeşmesi-20. yy. başları; Kır Çeşmesi-20. yy. başları) 20. yüzyıla aittir. Eserlerden altısının kitabesi vardır ve inşa tarihleri belirlenebilmektedir. Gazi Mahmut Çeşmesi’ndeki kitabe, esasen köprünün inşasına ait olduğundan ve yeri değiştiği için mimari özelliklerini de koruyamadığından her ne kadar tereddüt etsek de elde ettiğimiz veriler doğrultusunda Sultan II. Murat döneminde yaptırılan çeşmelerden biri olabileceğini düşündüğümüzden yayınlarda verilen 1443 yılını kabul etmekteyiz. Telli Çeşme’nin kitabesi okunamayacak durumda kazınarak tahrip edilmesinden dolayı tarihlendirmesi süsleme özelliklerine göre yapılmıştır. Fahri Korutürk Caddesi Çeşmesi, malzeme ve mimari özellikleri bakımından 1914 yılına ait Habip Hoca Camii Çeşmesi, Mimar Hayrettin Sokak Çeşmesi ve Eski Mahkeme Sokak Çeşmesi ile tamamen benzer özellikler sergilediğinden ve yayınlanmış bazı bilgilerden (Bağman 2005: 88) aynı tarihlerde yapıldığı anlaşılmaktadır. Yalçın Kaplaner Sokak Çeşmesi ve Kır Çeşmesi de kitabeleri bulunmadığından yine mevcut bilgiler ve mimari özellikleri doğrultusunda tarihlendirilmiştir. Buradan hareketle zaman içerisinde nüfusun artmasına eş olarak çeşme sayısının da arttığı ve hepsinin de Osmanlı döneminde inşa edildiği anlaşılmaktadır.

Çeşmelerde taş, mermer ve tuğla malzeme kullanılmıştır. Gazi Mahmut Çeşmesi, Has Odalı Muhammed Ağa Çeşmesi, Halise Hatun Çeşmesi, Habip Hoca Meydan Çeşmesi, Eski Mahkeme Sokak Çeşmesi ve Kır Çeşmesi kesme taş, Telli Çeşme ise tamamen mermer malzemelidir. Mimar Hayrettin Sokak Çeşmesi, Habip Hoca Camii Çeşmesi ve Fahri Korutürk Caddesi Çeşmesinde kemerler ve ayaklar kesme taş ile inşa edilirken diğer kısımlar tuğla malzeme ağırlıklıdır. Yalçın Kaplaner Sokak Çeşmesi ise tamamen tuğla malzemelidir. Ayrıca kitabe levhaları yine mermerden yapılmıştır.
Çeşmelerin zaman içerisinde müdahale gördükleri mevcut izlerden rahatlıkla anlaşılabilmektedir. Öyle ki Gazi Mahmut Çeşmesi ve Kır Çeşmesi’nin yerleri değiştirilmiş, Has Odalı Muhammed Ağa Çeşmesi yıkılıp yeniden yapılmıştır. Eski Mahkeme Sokak Çeşmesi ile Mimar Hayrettin Sokak Çeşmesi cephe yüzeyindeki taşlarda erimeler ve dökülmeler meydana gelmiştir. Has Odalı Muhammed Ağa Çeşmesi, Yalçın Kaplaner Sokak Çeşmesi ve Kır Çeşmesinde yüzeyler neredeyse tamamen sıvanmış haldedir. Habip Hoca Camii Çeşmesi, Fahri Korutürk Caddesi Çeşmesi ve Yalçın Kaplaner Sokak Çeşmesinde yine sıvalı yüzeyler dikkati çekmektedir. Halise Hatun Çeşmesinde ise cephe yüzeylerine sprey boyalarla yapılmış çeşitli şekiller ve yazılar görülmektedir. Bütün olumsuzluklara ve müdahalelere rağmen varlığını koruyabilmiş bu eserlerden Gazi Mahmut Çeşmesi, Has Odalı Muhammed Ağa Çeşmesi, Halise Hatun Çeşmesi, Telli Çeşme, Habip Hoca Camii Çeşmesi, Mimar Hayrettin Sokak Çeşmesi ve Kır Çeşmesi halen akan suları ile Uzunköprülülerin hizmetine devam etmektedir.

Uzunköprü Çeşmeleri konumları itibariyle üç şekilde karşımıza çıkmaktadır. Eski Mahkeme Sokak Çeşmesi, Mimar Hayrettin Sokak Çeşmesi ve Fahri Korutürk Caddesi Çeşmesi bir konut duvarına; Has Odalı Muhammed Ağa Çeşmesi, Habip Hoca Camii Çeşmesi, Yalçın Kaplaner Sokak Çeşmesi ve Kır Çeşmesi bir caminin avlu duvarına bitişik vaziyette iken Gazi Mahmut Çeşmesi, Halise Hatun Çeşmesi, Habip Hoca Meydan Çeşmesi ve Telli Çeşme tamamen müstakil, serbest konumla inşa edilmiş meydan çeşmeleri olarak dikkat çekmektedir.

Anadolu Türk mimarisinde su yapılarının önemli bir bölümünü teşkil eden çeşmelere genel olarak bakıldığında büyük bir çoğunluğunun sokak çeşmesi tarzında bazen cami ve medrese gibi anıtsal bir eserin, bazen bir konutun duvarına bitişik, bazen de bir yamaca yaslanmış olarak inşa edildikleri görülmektedir. Selçuklu dönemine ait çeşmelerle ilgili bilgilerimiz ne yazık ki sınırlı düzeydedir.

Sayıları fazla olmamakla birlikte yine önemli bir bölümünün cami, medrese, han, hamam gibi anıtsal yapıların ana yola bakan ön cephelerine veya bunların iç avlularına açılan giriş kapısına yakın bir eyvan içerisine inşa edildiği tespit edilebilmektedir (Önge 1997: 11). Artuklulardan Necmeddin İlgazi’nin Mardin’de 1109-1122 yılları arasında inşa ettirdiği külliye kapsamında yer alan hamamın cephesine bitişik çeşme ilk örneklerden birini teşkil eder (Denktaş 2002: 874). Kızılören Kervansarayı (1204), Ağzıkarahan (1239), Tokat-Pazar Hatun Hanı (1239), Sivas Gök Medrese (1271), Erzurum Hatuniye Medresesi (1291) çeşmeleri (Önge 1997: 11; Denktaş 2002: 875), bu nitelikteki Selçuklu çeşmelerinin başlıca temsilcilerindendir. Niğde Alaaddin Camii karşısındaki Hatıroğlu Çeşmesi (1277), Afyon-Çay Taş Medrese önündeki çeşme (1278) ve Bolvadin Alaca Çeşme (1278) her hangi bir yapıya bitişik olmayan müstakil Selçuklu eserleridir (Önge 1997: 13; Denktaş 2002: 875).

15. yüzyıldan itibaren şehirlerin artan su ihtiyacını karşılamak üzere farklı çeşme türlerinin de yapılmaya başladığı görülmektedir. Bunlardan biri de hazneli çeşmelerin inşasıdır (Önge 1997: 15). Uzunköprü Has Odalı Muhammed Ağa Çeşmesi (1680) kare planlı, Halise Hatun Çeşmesi (1705) ise dikdörtgen planlı büyükçe birer hazneye sahiptir ve bu geleneğin Uzunköprü’deki temsilcileridir. Diğer çeşmelerde ise su birer boru ve lüle vasıtası ile depolanmadan akıtılmıştır.

Hazneli çeşmeler zaman içerisinde iki, üç veya dört cepheli meydan çeşmelerinin gelişmelerine de katkı sağlamıştır. Nitekim Uzunköprü Has Odalı Muhammed Ağa Çeşmesi ve Halise Hatun Çeşmesi tek cepheli, hazneli birer meydan çeşmesidir. Bu tarz çeşmelerin Trakya Bölgesi’nde en yakın benzerlerine Edirne’de sıkça rastlanmaktadır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Çeşmesi (1666), Sinan Ağa Çeşmesi (1599), Sinan Ağa İmaret Çeşmesi (1669), Sinan Ağa Saraçhane Çeşmesi (1669), Amcazade Hüseyin Paşa Çeşmesi (1704), Hacı Adil Bey Çeşmesi (1867) ve Sultan Süleyman Çeşmesi (Tarihsiz) (Köylüoğlu 2001: 79, 81, 83, 84, 97, 107), depo, cephe tasarımı ve çatılı örtü sistemi bakımından Uzunköprü Halise Hatun Çesmesi’ne en yakın örneklerdir. Bunlardan Sinan Ağa Çeşmesi ve Amcazade Hüseyin Paşa Çeşmesi tek cepheli, Sultan Süleyman Çeşmesi iki cepheli, Hacı Adil Bey Çeşmesi dört cepheli, diğerleri ise üçer cepheli meydan çeşmeleridir. Öte yandan Amcazade Hüseyin Paşa Çeşmesi hazneli kütlesi, sivri kemerli cephe tasarımı ve nişin hemen kenarındaki süslemeli suluk (Köylüoğlu 2001: 90-91, R.26-27) itibariyle Uzunköprü Halise Hatun Çeşmesi ile çok yakın bir benzerlik sergilemektedir. Ayrıca Halise Hatun Çeşmesi 1705 yılında, yani ondan bir yıl sonra inşa edilmiştir. Edirne Çanaklı Çeşme (1689) (Köylüoğlu 2001: 88; Karademir 2008: 104) de yine haznesi, sivri kemerli cephe düzenlemesi ve nişin yanındaki suluk bakımından benzemekle birlikte, düz örtülü ve duvara bitişik olması bakımından farklılık gösterir.

Meydan çeşmelerinin25 başta başkent İstanbul olmak üzere her yerde değişik uygulamalarını görmek mümkündür. İstanbul Nişancı Halil Cevkan Çeşmesi (1590) (Denktaş 2002: 875), Topkapı Sarayı önündeki III. Ahmet Çeşmesi (1728) (Aynur-Karateke 1995: 175), Üsküdar III. Ahmet Çeşmesi (1728) (Aynur-Karateke 1995: 189), Tophane Meydanı I. Mahmut Çeşmesi (1732) (Egemen 1993: 429), Azapkapı Saliha Sultan Çeşmesi (1732) (Barışta 1995), Kabataş Hekimoğlu Ali Paşa Meydan Çeşmesi (1782) (Barışta 1993) en anıtsal eserlerdendir. Kayseri Hacı Veled Çeşmesi (1545) (Denktaş 2000a: 38), Erzurum Dörtgüllü Çeşmesi (1745) (Yurttaş-Özkan 2002: 77-80), Ayaş Bünyamin Sokağı Çeşmesi (19. yy. sonları) (Çerkez 1997: 217) ve Ordu Ulubey Akpınar Mahallesi Beş Oluk Çeşmesi (19. yy.) (Bayhan 2015: 8-18) diğer şehirlerimizdeki örneklerden sadece bir kaçıdır.

Telli Çeşme, yine meydan çeşmesi geleneğini devam ettirmekle birlikte, havuz içerisine yerleştirilmiş yekpare blok mermerden oluşan dört cepheli kütlesi ve süsleme programı ile Uzunköprü Çeşmeleri içerisinde olduğu kadar Anadolu Türk mimarisi içerisinde de farklı ve özel bir yer teşkil etmektedir. Bunun en yakın benzerlerine yine Trakya Bölgesi’nde rastlanmaktadır. Tekirdağ Atatürk Okulu önündeki Cağalızade İbrahim Bey Şadırvanı (1691/1697), Tekirdağ İskele Hacı Seyyid Said Bey Şadırvanı (1831), Tekirdağ Eski Havra önündeki Rüstem Efendi Şadırvanı (1856) ve Keşan Hersekzade Ahmed Paşa Camii yanındaki şadırvan (16-17.yy.)26 biçim, malzeme ve süsleme bakımından Uzunköprü Telli Çeşme ile çok yakın benzerlikler göstermektedir. Hepsi de bir havuz içerisinde yekpare mermerden inşa edilerek yüzeyleri dönemlerinin karakteristik süsleme programı ile donatılmıştır. Telli Çeşme ve Tekirdağ’dakiler dört cepheli kütleleri ile benzerlik sergilerken, Keşan’daki sekizgen yapısı ile onlardan ayrılır. Ayrıca biçimleri farklı da olsa dilimli birer tepeliğe sahip olmaları yine ortak özelliklerdir. Telli Çeşme’de görülen istiridye kabuğu şeklindeki kavsara ile bunun yukarısında cepheyi sınırlandıran mukarnaslı friz, Tekirdağ Cağalızade İbrahim Bey Şadırvanı’nda da benzer tarzda uygulanmıştır. Halise Hatun Çeşmesi’nde nişin yanındaki dekoratif kemerli, bitkisel bezemeli suluk ve Telli Çeşme’deki dekoratif kemerli panolar, palmet, rumi, lale, karanfil, gül benzeri çiçek motifleri ile “C” ve “S” şeklindeki kıvrımdallardan oluşan süsleme kompozisyonları, Anadolu Türk Mimarisinde 18. yüzyılın başlarından, yani Sultan III. Ahmet döneminden itibaren sıkça kullanılmaya başlamış ve dönemin en beğenilen bezeme programlarından biri haline gelmiştir. Özellikle İstanbul çeşme ve sebillerinde bunun çeşitli uygulamalarına rastlamak mümkündür. Bereketzade Çeşmesi(1732) (Barışta 1989: 1vd), Tophane Meydan Çeşmesi (1732) (Barışta 1989: 46), Tophane Topçubaşı İsmail Ağa Çeşmesi (1731) (Barışta 1991: 26), Karaköy Kemankeş Çeşmesi (1732) (Barışta 1991: 53), Kasımpaşa Kaptan Hacı Hüseyin Paşa Çeşmesi(1732) (Barışta 1991: 3vd) ve Azapkapı Saliha Sultan Çeşmesi (1732) (Barışta 1995: 1vd) benzer süslemelerin görüldüğü çok sayıdaki eserden başlıcalarıdır. Ayrıca bezeme programı benzerliği yanı sıra Telli Çeşme’nin kuzey ve güney cephelerinde kullanılan istiridye kabuğu biçimli kavsaralarla yine bu dönemdeki Kaptan Hacı Hüseyin Paşa Çeşmesi, Topçubaşı İsmail Ağa Çeşmesi, Kemankeş Çeşmesi, Üsküdar Ahmediye Çeşmesi (1721) (Barışta 1995: 78) gibi pek çok çeşmede karşılaşmaktayız. Telli Çeşmenin kitabe levhaları tahrip edildiğinden inşa tarihi okunamamakla birlikte, Tekirdağ Cağalızade İbrahim Bey Şadırvanı ile hemen hemen her yönden benzerliği, süsleme programı ve istiridye kavsara bakımından da İstanbul’daki çeşmelerle benzerliği göz önüne alındığında 18. yüzyıl başlarında inşa edildiği söylenebilir.

Cephe tasarımı bakımından sadece Habip Hoca Meydan Çeşmesi enine dikdörtgen, diğerleri ise tamamen boyuna dikdörtgen bir görünüş sergilemektedir. Gazi Mahmut Çeşmesi, Halise Hatun Çeşmesi ve Yalçın Kaplaner Sokak Çeşmesi sivri kemerli; Has Odalı Muhammed Ağa Çeşmesi yarım daire kemerli; Habip Hoca Camii Çeşmesi, Mimar Hayrettin Sokak Çeşmesi, Eski Mahkeme Sokak Çeşmesive Fahri Korutürk Caddesi Çeşmesi ise kaş kemerli birer nişe sahiptir. Habip Hoca Meydan Çeşmesi, nişin üst kısmı yıkıldığından kemer şekli bakımından değerlendirilememektedir. Kır Çeşmesi de asli kütlesini yitirdiğinden L şeklinde uzanan bir yalak ünitesi ve duvara bitişik yeni haliyle değerlendirilebilecek niteliklerden uzaktır.
Sivri kemerli nişten ibaret cephe tasarımına sahip çeşmeler en yaygın gurubu teşkil eder ve Anadolu’nun her yerinde sıklıkla karşımıza çıkar. İstanbul Silivrikapı Hacı Bayram Can Çeşmesi (1548), Aşıkpaşa Şahrah Çeşmesi (1559), Ayvansaray İskender Bey Çeşmesi (1567), Kağıthane Mirahur Ağa Çeşmesi (1589), Eyüp Beyzade Mehmet Efendi Çeşmesi (1646), Davudpaşa Beşikçizade Çeşmesi (1692), Aksaray Ebubekir Ağa Çeşmesi (1724), Cerrahpaşa Haseki İmareti Çeşmesi (1766), Fatih Seyyit Halil Ağa Çeşmesi (1811) (Tanışık 1943: 6, 12, 20, 42, 78, 94, 128, 196, 232), Edirne Hacı Müslim Çeşmesi (1647), Hacı Mehmet Ağa Çeşmesi (1652), Musalla Çeşmesi (1684), Tavanlı Çeşme (1794), Nimet Hanım Çeşmesi (1870) (Karademir 2008: 65, 76, 90, 99, 107), Kırklareli Kadı Ali Çeşmesi (1568), Kara Umur Bey Çeşmesi (1844) (Yıldız-Yüksek 2008: 199-200), Konya Parsana Çeşmesi (1910), Büyük Sinan Çeşmesi (1892), Mustafa Ağa Çeşmesi (1911), Hoca Habib Çeşmesi (1811), Mehmet Ağa Çeşmesi (1589), Ak Çeşme (1554), Türkmen Çeşmesi (1897), Gevraki Çeşmesi (1537) (Sarıkaya 2012: 23, 33, 89, 121, 151, 157, 165, 173), Kayseri Gavremoğlu Çeşmesi (1508), Oduncu Çeşmesi (1582) (Denktaş 2000a: 35, 47), Erzurum Abdullah Paşa Çeşmesi (1790), Camidar Sokak Çeşmesi (18.yy), Çeteci Abdullah Paşa Çeşmeleri (1754), İsmail Ağa Çeşmesi (1734) (Yurttaş-Özkan 2002: 23, 39, 49-57, 113), Karaman Kilci Çeşmesi (1551), Çarşı Çeşmesi (1605), Emine Hanım Çeşmesi (1725), Hacı Efendi Çeşmesi (1804), Davulcu Çeşmesi (1835), Küllük Çeşmesi (1880) (Denktaş 2000b: 26, 34, 48, 87, 111, 130), Divriği Mühürdarzade Konağı Çeşmesi I (1888), Abdullah Paşa Konağı Çeşmesi (1898), Esat Bey Çeşmesi (1909) (Denktaş 2010: 99, 112, 120), Ayaş Yukarı Konak Çeşmesi (1809), Çarşı Çeşmesi (1812), Dispanser Çeşmesi (1893) (Çerkez 1997: 199-233), Safranbolu Taş Minare Mescidi Çeşmesi (1687), Paşapınarı Çeşmesi (1794), Sare Hanım Çeşmesi (1847), Köprülü Çeşmesi (1619), Tuzcupınarı Çeşmesi (1813), Hacı Hafız Çeşmesi (1844) (Ertürk 2014: 236), Hekimhan İmam Pınarı Çeşmesi (1864), Gariboğlu Çeşmesi (1862), Hüseyin Ağa Çeşmesi (1866), Kara Mahmut Çeşmesi (1859) (Fındık 2006: 101-102, 106-107) çok sayıdaki bu tarz eserlerden bazılarıdır.

Has Odalı Muhammed Ağa Çeşmesi yarım daire kemerli tek örnektir. İstanbul Eğrikapı Sermimar Hacı Mustafa Çeşmesi (1765), Yedikule Kayış Mustafa Ağa Çeşmesi (1813) (Tanışık 1943: 196, 234), Erzurum Kırmızı Çeşme (1778), Mehmet Emin Ağa Çeşmesi (1805), Muhtar Çeşmesi (18.yy.) ve Rıza Bey Çeşmesi-II (19.yy.) (Yurttaş-Özkan 2002: 126, 138, 144, 161), Divriği Akpelit Köyü Hacı Murteza Ağa Çeşmesi (1843), Kale Altı Mahallesi Çeşmesi (1866) (Denktaş 2010: 86, 95), Kayseri Sahibiye Çeşmesi (1266), Subaşı Köyü Mimar Mehmet Ağa Çeşmesi (1718) (Denktaş 2000a: 28, 74), Göllü Çeşme (1551), Gevher Nesibe Külliyesi Çeşmesi (1868) (Yörükoğlu 1987: 81, 94), Karaman Kadıbudak Çeşmesi (1551), Ali Dede Tartan Çeşmesi (1809) (Denktaş 2000b: 30, 90), Kırşehir Ahi Evren Çeşmesi (19.yy), Tekke Çeşmesi (19.yy), Susuz Çeşme (19.yy) (Tay 2011: 205, 209, 212), Safranbolu Taş Minare Sokak Çeşmesi (1691), Kilci Çeşmesi (1819), Cilbirpınarı Çeşmesi (1889), Emine Hanım Çeşmesi (1897) (Ertürk 2014: 237), Hekimhan Güzelyayla Çeşmesi (1896) (Fındık 2006: 113) yine yarım daire kemerli cephe düzeni sergileyen başlıca eserlerdendir.

Uzunköprü Habip Hoca Camii Çeşmesi, Mimar Hayrettin Sokak Çeşmesi, Eski Mahkeme Sokak Çeşmesi ve Fahri Korutürk Caddesi Çeşmesi plan, kütle, malzeme ve cephe düzeni bakımından birbirleri ile tamamen aynı özellikleri sergilemektedir. Nitekim bunlar, 1914 yılında kaymakam Süleyman Bey ve belediye başkanı Hafız İsmail Efendi tarafından yaptırılan ve Oniki Çeşme olarak adlandırılan çeşmelerden günümüze ulaşabilmiş dördüdür. Boyuna dikdörtgen kütle, kaş kemerli kısmi derinlikteki nişler, kilit taşlarının vurgulanması, kemer ve ayaklarda kesme taş, diğer kısımlarda tuğla kullanılması ve kitabe metinlerinin dahi neredeyse aynı olması muhtemelen aynı usta tarafından inşa edildiklerini düşündürmektedir. İstanbul Topkapı Sarayı II. Abdülhamit Çeşmesi (1889) (Tanışık 1943: 296), Konya Hattat Mahbup Sokağı Çeşmesi (1907), Fakıdede Mahallesi Çakırbey Sokağı Çeşmesi (1825), Taş Camii Caddesi Çeşmesi(tarihsiz) (Sönmez-Akmaydalı 1986: 156, 165), Nişantaşı Çeşmesi (1925), Ferhuniye Çeşmesi (1924), Türkmenoğlu Caddesi Çeşmesi (19.yy), Toraman Çeşmesi (20.yy. başı), Köprübaşı Caddesi Çeşmesi (20. yy. ortaları) (Sarıkaya 2012: 21, 27, 37, 99, 105), İnebolu Hamidiye Camii Çeşmesi (1884), Yukarı Karaca Camii Çeşmesi (1892), Nuh Bey Çeşmesi (1897), Karadeniz Mahallesi Camii Çeşmesi (19. yy. sonu), Hacı Altmışdörtoğlu Salih Çeşmesi (1900), İsmet Paşa Caddesi II No’lu Çeşme (1908), Su Yolu Sokağı Çeşmesi (1910) (Çerkez 2005: 145-183), Bergama Turabey Mahallesi Fabrika Sokak Çeşmesi (tarihsiz), Müderris Cevdet Sokak Çeşmesi (kitabesi okunamamış) (Özünal 1997: 108-109) ve Edirne Yeniçeriler Çeşmesi (tarihsiz) (Karademir 2008: 58) kaş kemerin uygulandığı eserlerden bazılarıdır. Bu örneklerden hareketle Uzunköprü çeşmeleri de dahil olmak üzere kaş kemerli çeşmelerin 19. yüzyıl ve sonrasında yaygınlaştığı anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak, literatür taraması ve yerinde yaptığımız araştırmalar neticesi Uzunköprü’de toplam yirmi dört çeşme belirlenmiş fakat bunlardan sadece on birinin günümüze ulaşabildiği tespit edilmiştir. Sayıları az olsa da kronoloji itibariyle 15. yüzyıldan 21. yüzyıla kadar hemen her dönemin temsilciliğini üstlenen çeşmeler mevcuttur. Anadolu Türk mimarisinde çeşmelerin konumlarına göre bazen avlu duvarı veya binalara bitişik yapıldıkları gibi bazen de bağımsız, müstakil eserler olarak inşa edildikleri görülmektedir. Uzunköprü Gazi Mahmut Çeşmesi, Halise Hatun Çeşmesi, Habip Hoca Meydan Çeşmesi ve Telli Çeşme müstakil birer kütle ile inşa edilirken diğerleri bir duvar veya yapıya bitişik konumlu eserlerdir. Plan, kütle, malzeme ve cephe tasarımı bakımından her biri dönemlerinin karakteristik özelliklerini sergilemektedir. Süsleme bakımından çoğunluğu sade iken Halise Hatun Çeşmesi ve Telli Çeşme zengin bezemeleri ile dikkat çekmektedir. Özellikle Telli Çeşme, kütle tertibi ve süsleme programı ile sadece Uzunköprü çeşmeleri arasında değil Anadolu çeşmeleri arasında da önemli bir yer teşkil etmektedir. Sultan III. Ahmet dönemi süsleme programındaki gelişmelerin Uzunköprü’deki temsilcisi konumundadır. 

Kaynak : Doç. Dr.Murat ÇERKEZ, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Edebiyat Fakültesi. Araştırma Makalesi Ekim 2018