Savaş ve işgal

Düşman İşgalleri

1829 RUS İŞGALİ:

1821 yılında Mora’da ayaklanan Yunanlıları 1827 de Osmanlı Devleti bastırdı. Bu durumu içlerine sindiremeyen İngiltere, Fransa ve Rusya hiçbir neden göstermeden Navarin’deki Türk donanmasına saldırarak tümünü yaktılar. Bununla da yetinmeyen Ruslar, 1828 de Tuna’yı geçerek Osmanlı Devletine savaş açtı. Bu savaşta yenilgiye uğradık. Ruslar 1829 da Edirne’yi ve İstanbul’a kadar tüm Trakya’yı işgal ettiler.

Böylece Uzunköprü’de 20 Ağustos 1929 da Ruslar tarafından işgal edildi. Rus işgali üç ay sürdü. 14 Eylül 1829’da Edirne’de imzalanan barış antlaşmasına göre, Edirne ve Uzunköprü’yü 20 Kasım 1829 Cuma günü boşalttılar.

Kuruluşundan bu yana düşman işgali görmeyen Uzunköprü halkı, üç aylık işgal sırasında Ruslardan çok büyük kötülükler görmüş, malları yağma edilmiş, devlet binaları ve dinsel yapılar yıkıma uğramış ve hatta Uzunköprü’nün çevresindeki Yaymeşe ve Çalı ormanları yakılmış olduğunu Edirne Salnamesinden öğreniyoruz. Ayrıca bu durumu yaşlı kişiler dedelerinden dinlediklerini bizlere bir çok kez anlatmışlardı.

Halk büyük bir moral çöküntüsüne uğramıştı. Halkın moralini yükseltmek amacı ile dönemin padişahı İkinci Mahmut 1831 yılında Gelibolu-Keşan yolu ile Uzunköprü’ye gelmiş, bir gece Uzunköprü’de konuk kalmıştı. Halkla yakından ilgilenmiş, Uzunköprü’nün Ruslar tarafından yıkıma uğrayan Hükümet Konağı, Halisehatun camisi, Muradiye Cami avlusundaki imaret binaları ve köprünün onarılmalarını buyurmuştur.

1878 RUS İŞGALİ:

Elli yıl aradan sonra ikinci kez Uzunköprü Rusların işgaline uğradı. Ruslar öteden beri Osmanlı İmparatorluğunu parçalamayı ve mirasına konmayı amaçlıyordu. Bunun için Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan Hıristiyanları koruması altına almak istediği, Sırp, Karadağ ve Bulgarları kışkırtarak ayaklandırmıştır. Bunlar için kabul edilemez bir takım istekleri Osmanlı Devletince geri çevrilince, Ruslar 1877 Nisanında savaş ilan etti. Türk ordusu Pilevne’de Osman Paşa ve Şipka geçitlerinde Süleyman Paşa, dünyanın gözlerini kamaştıracak kadar, kahramanca savaştılar, buna karşın yine de Ruslara yenik düştüler. Rus ordusu 20 Ocak 1878’de Edirne’yi ve 21 Ocak 1878’de Uzunköprü’yü işgal etti.

Uzunköprü halkı bu kez Ruslardan büyük kötülükler, işkenceler gördü, pek çok devlet yapıları yıkıma uğradı. Ayastefanos antlaşması ve onu değiştiren Berlin antlaşması gereğince, Ruslar 13 Mart 1879 da Uzunköprü’yü boşalttılar. Böylece bu kez de Uzunköprü bir yıl, bir ay, 22 gün Rusların işgali altında kaldı.

1912-1913 BULGAR İŞGALİ:

Hayat ile mematın birleştiği yerlerde: Lahikay-ı fecâyi’: Uzunköprü’deki şehitler (Bulgarlar Uzunköprü’den çekilirken ahâli ve askerden birçoklarını katl etmişlerdi. Resmimizde görülen bîçâreler o maktullerden bazılarıdır.) 15 Eylül 1329 (1912) Kaynak:İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Atatürk Kütüphanesi. Orjinal belge için tıklayınız

Yıl 1911, İtalya Osmanlı Devletine savaş ilan etti. Osmanlı ülkesi olan Trablusgarb’a asker çıkardı. Bunu fırsat bilen dört Balkan devleti Bulgar, Sırp, Karadağ ve Yunanlılar birleşerek, 1912 yılı ekim ayında, Balkan Savaşı olarak tarihe geçen savaşı açtılar. Osmanlı Devleti bu savaşta çok hazırlıksız bir durumda idi. Batı cephesinde Sırp, Karadağ ve Yunanlılara yenik düştük. Doğu cephesinde de Bulgarlara Kırcaali, Kırklareli ve Lüleburgaz savaşlarını yitirerek, ordumuz Çatalca gerisine çekilerek savunmaya geçti. Üç hafta gibi kısa bir sürede Bulgarlar Edirne dışında tüm Trakya’yı işgal ettiler.

Balkan savaşının ilanı sırasında Uzunköprü’de Halisehatun (Kadripaşa) ilkokulunda öğretmen olan Ömer Altay, o günlerdeki Uzunköprü’nün durumunu şöyle anlatmıştı:

“Dört Balkan ülkesinin birleşerek, Osmanlı Devletine karşı 1912 Ekim ayı başlarında seferberlik ilan ettiklerini gazetelerden öğrendik. Yöremiz hakkında büyük telaş görülüyordu. Halk otuz üç yıl önceki Rusların yaptıkları işkence ve kötülüklerini halk unutmamıştı. Bulgarların bunlardan daha acımasız olduklarını çok iyi biliyorlardı. Özellikle Bulgaristan’dan gelen göçmenler bunların kötülüklerini daha abartılı bir biçimde anlatıyorlardı. Halk büyük bir moral çöküntüsü içinde idi. Ben de Edirne’deki annem ve babamla görüşmek için 18 Ekim 1912 de trenle Edirne’ye gittim. İki gece kaldım. Uzunköprü’ye döndüğüm de, tüm Uzunköprü halkının Anadolu’ya geçmek üzere hazırlandıklarını gördüm. 20 Ekim 1912 den itibaren de Edirne ile tren bağlantısı kesildi.

Uzunköprü-Keşan yolu ana baba günü idi. Uzunköprü ve köyler tamamen boşalıyordu. Ben de bu kafilelerle Gelibolu’ya doğru yola çıktım. Uzunköprü ile Keşan arasında en yüksek bir yerinde Alıç karakolu vardır. Burada dinlenmek üzere arabalardan indik. Şöyle arkaya baktığımda tüm yol Uzunköprü’ye kadar insan kafileleri ve hayvan sürüleriyle dolu idi. Gelibolu’ya geldim, oradan İstanbul’a geçtim. Orduya gönüllü olarak yazıldım. Çatalca cephesinde Bulgarlarla savaştım. Ben Uzunköprü’den ayrıldıktan on gün sonra, Meriç kıyısındaki Ede köyden geçen bir Bulgar yüzbaşının komutasındaki müfrezenin 2 Kasım 1912 de Uzunköprü’yü işgal ettiğini hatta Uzunköprü’den gelen bir askerden, Bulgarların tüm Ede köyünü yaktıklarını ve halkını kılıçtan geçirdiklerini öğrendik.”

Yine Uzunköprü’nün Balkan savaşında işgali ile ilgili, 1956 yılında, bu olaya tanık olmuş olan 90 yaşındaki Selvet Keçeci’nin anısı da şöyle;

“Kasımın ilk günleri idi. Bulgarların Edirne’yi kuşattığını ve Meriç ırmağmdaki demiryolu köprüsünü aldıklarını duymuştuk. Birkaç gün geçti. Çalı bayırından bir yüzbaşının komutasında bir Bulgar müfrezesi Uzunköprü’ye girdi. Halkımıza çok hakaretler yapıldı. Daha çok köylerde para ve silah için insanlara olmadık kötülükler yaptılar. Bazı köylerde insanları fırında yaktıklarını bile duyduk.

Uzunköprü’de de Tevfik Bey ile Ahmet Efendi kahvelerde gavurların yaptıkları kötülükler ile ilgili ileri geri laflar ettiklerini içimizdeki yerli Bulgarlar şikayet etmişler. Bunun üzerine ikisini de Şehsuvarbey mahallesi meydanında kuruşuna dizdiler. Tevfik bey orada ölmüş, ikisini birbirine bağladıklarında Ahmet Efendi onun altına düşmüş. Gırtlağından yaralanmış, ikisini de tam gömecekleri sırada, Ahmet Efendi ben ölmedim, sağım demiş. Meğerse Bulgarların bir zakonu (kanunu) varmış, kurşuna dizilen bir mahkum, silahlar patladıktan sonra ölmezse veya dar ağacına çekilen mahkumun ipi koparsa, o mahkum af edilirmiş. Ahmet Efendi bu kanundan yararlanarak af edilmiş. Tevfik Beyi Şehsuvarbey camisinin haziresine (mezarlığına) gömmüşler.”

23 Aralık 1912 de Bulgarlar batı Trakya’dan 2. Trakya Tümenlerini Uzunköprü yöresine getirdiler. Tümen karargahı Uzunköprü kışlalarında, 1. Tugayı Çöp köyünde, 2. Tugayı Tırnova (Bayramlı) köyünde, 3. Tugayı da Tekirdağ’da konuşlandırıldı.Bu sırada Osmanlı Devleti ile Bulgarlar arasında İstanbul’da bir anlaşma yapılarak, Trakya haritasında Karadeniz kıyısındaki Midye ile Meriç ırmağının Ege Denizine döküldüğü yerde Enez arasında çizilen bir çizgi ile sınır saptanıyor. Başta Edirne, Kırklareli, Lüleburgaz, Vize, Uzunköprü, Babaeski ve İpsala Bulgarlara bırakılıyordu.

Kısa bir süre sonra Bulgar, Sırp, Yunan ve Romenler Osmanlı Devletinden aldıkları topraklan paylaşmada anlaşamadıklarından birbirleriyle savaşmaya başladılar. Bu fırsatı değerlendiren Türk ordusu başkomutanlığı, Çatalca’dan Hurşit Paşanın komutasında ve yarbay Enver’in kurmay başkanı olduğu 9. Kolordu ve Güneyden, Fahri Paşa komutasında kurmay başkanı binbaşı Mustafa Kemal’in bulunduğu B olay ir kolordusu 14 Temmuz 1913 de harekete geçti. 15 Temmuzda Keşan’ı da alarak Midye-Enez hattına yanaştı. Önünde çok zayıf örtme Bulgar artçı birlikleri vardı.

Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi Balkan Harbi C.1I S.402 de Uzunköprü’nün Bulgarlardan kurtuluşuna ait geniş bilgi vardır. Özet olarak; Bolayır’dan hareket eden ve Kolordunun harekatını yönetin binbaşı Mustafa Kemal 19 Temmuz 1913 de bir an önce Uzunköprü ve Edirne’yi almak amacı ile 18 Temmuzda bir süvari bölüğü ve bir piyade bölüğünü keşfe çıkardı. Alıç köyü güney sırtlarında 120 kadar piyade ve 30 kadar süvari Bulgar kuvveti görüldü. Aynı gün 30 Tümen birlikleri Maksutlu-Karapınar-Göne (Türk obası) hattına yanaştı.

Türk kuvvetleri 19 Temmuzda Kavacık köyüne ulaştığında 1500 Bulgar askeri ve 500 kadar milis kuvveti ile karşılaştı. Yapılan çarpışmada pek çok Bulgar askeri öldü. İki Türk askeri şehit oldu. Bulgarlardan iki asker esir alındı. Bulgarlar Uzunköprü yönünde geri çekilerek, Ergenenin karşısına çekildiler. Uzunköprü, Çöpköy, Tırnova (Bayramlı) ve Yeni köy Bulgar halkının Dimetoka yolu ile kaçmakta oldukları izleniyordu. Özellikle Uzunköprü’deki yerli Bulgarlar işgal sırasında yaptıkları kötülükler nedeni ile Türk ordusundan korkarak gerek Uzunköprü, gerekse Türk köylerinin mal varlıklarını soyarak ve Türk arabalarına yükleyerek üç gün önce, Uzunköprü’den 40 Türk gencini yanlarına alarak götürmüşlerdir. Bu gençlerden bir daha hiçbir haber alınamadı. Hepsi Bulgarlar tarafından öldürüldü.

Türk öncü birlikleri Uzunköprü’yü 19 Temmuz 1913 de Bulgarlarla savaşarak kurtardı. İki Rus savaşı sonunda Uzunköprü, antlaşmalar sonucu, düşman tarafından teslim edilerek kurtarılmıştır. Oysa Balkan savaşı sonunda, ileride Türk yurdunu düşmanlardan kurtaracak ve Türkiye Cumhuriyetini kuracak olan genç kurmay binbaşı Mustafa Kemal’in yönettiği öncü Türk birliği Uzunköprü’yü kurtardı.

1920-1922 YUNAN İŞGALİ:

Dört yıl süren birinci Dünya savaşında Osmanlı Devleti yenik düşerek 30 Ekim 1918 de Mondros Ateşkes anlaşması imza edildi. Bizi yenen uluslar Türkiye’yi parçalama amacıyla, bu anlaşma gereğince yurdumuzu işgale başlamışlardı. Bu sırada Yunanlılar da Trakya’mızı ülkelerine katmaya amaçlıyorlardı. Bunu sezen Trakya halkı “Trakya Paşaeli Müdafaa Heyeti Osmaniyesi” adıyla bir dernek kurdular. Bu dernek, Trakya’nın haklarını savunmayı üstlendi Trakya’nın il, ilçe ve bucak merkezlerinden delegeler seçildi. Uzunköprü’den de Mustafa Yayalar ve Hilmi Ergeneli seçilerek, Lüleburgaz ve Edirne’de yapılan iki büyük kongreye katıldılar. Bu iki kongrede Trakya’yı Cafer Tayyar Paşa komutasındaki kolordunun tüm gereksinmeleri Trakyalılarca karşılanarak savunması görevi verildi. Bunun için asker toplanmaya başlandı. Hazırlıklar yapıldı.

Yunanlılar 20 Temmuz 1920 de Tekirdağ Ereğli’si kıyısına asker çıkardı. Burada ciddi bir çarpışma yapamadan askerlerimiz Lüleburgaz’a çekildi. Uzunköprü’de bulunan 60. Tümen birlikleri, Yunanlıların Meriç ırmağından geçmemeleri için tertibat alınmıştır. Bir bölüm birlikler de Lüleburgaz’a gönderildi ise de bir savunma yapılamadı. Yalnız Şükrü Naili bey komutasındaki Tümen Edirne Karaağaç’da çetin savaşlar yaparak, Yunanlıları Edirne’ye sokmadı. Bu arada Cafer Tayyar Paşa Havsa ‘nın Bostanlı köyünde Yunanlılara tutsak düştü.

Harekât gereği Trakya’daki kolordumuzdan artakalan birlikler Bulgaristan’a geçti. Bu asker ve komutanlar, Kurtuluş savaşında Anadolu’ya geçerek yurdumuzun kurtuluşunda büyük hizmetler görmüşlerdir. 25 Temmuz 1920 de Uzunköprü de Yunanlılar tarafından işgal edildi. Bu acı işgal iki yıl, üç ay, 23 gün sürdü. Bu süre içinde, gerek Yunan işgal güçlerinden, gerekse içimizde yaşayan yerli Rum köylerinin çapulcularından, halkımız çok acılı günler yaşadı.

Ulusal Kurtuluş Savaşımızı kazandıktan sonra, Mudanya Ateşkes antlaşması ile Trakya’nın iki ay içinde boşaltılması kabul ettirilmişti. Bu antlaşma kararları 14/15 Ekim 1922 de yürürlüğe girdi. Trakya’nın Meriç boyuna kadar bir ay içinde boşaltılması gerekiyordu. Bu nedenle boşaltma sırasında Türk halkına Rumlar tarafından kötülük yapılmaması ve güvenliğin sağlanması amacı ile anlaşmış devletlerden İtalyanlar Silivri, Vize, Saray ve Çorlu’ya bir tabur, Fransızlar Lüleburgaz, Edirne ve Kırklareli’ne iki tabur, İngilizler Tekirdağ, Uzunköprü, Keşan ve İpsala’ya iki tabur asker gönderdiler.

Uzunköprü’ye 16 Ekim 1922 de bir bölük İngiliz askeri geldi ve Şehsuvarbey mahallesindeki Jandarma dairesine yerleşti. Askeri yönden İstanbul’da Refet (Bele) Paşa Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Trakya Fevkalâde komiseri ve Mülki yönden Edirne Valiliğine atanan Şakir (Kesebir) Bey Trakya kent ve kasabalarını teslim alma işlemlerini organize ediyorlardı. Çorlu teslim alındıktan sonra, Şakir Bey, buradan teslim alınacak diğer ilçe ve kasabaların kaymakam ve diğer memurlarını atayıp gönderiyordu. Uzunköprü’ye Yüzbaşı Faik Bey Komutasında bir jandarma bölüğü ve Kaymakam Reşit Beyle diğer ilçe memurları İstanbul’dan gelen trene Çorlu’dan bindirilerek gönderildi. İngiliz’lerin gözetiminde Rumlar Uzunköprü’yü 15 Kasım 1922 Çarşamba günü boşaltmışlardı. Uzunköprü’yü teslim alacak Türk askeri ve mülki amirinin Çorlu’dan trene bindiği duyulmuştu. Uzunköprü’nün ileri gelen kişileri ve aydınları, yola çıkan Türk askeri ve ilçe yöneticilerini istasyonda karşıladılar. İstasyondan talikalara binilerek her iki kafile 18 Kasım 1922 Cumartesi günü Saat 9.30 da Uzunköprü’ye geldi.

Köprü başında büyük bir tak kurulmuş, Türk bayrakları ile süslenmişti. Üzerinde ‘Yaşasın Türkiye Büyük Millet Meclisi’ yazısı vardı. Tüm Uzunköprü halkı ve öğrencileri köprü başında toplanmıştı. Sivil ve asker kurtarıcılarımızla kucaklaşıldı. Söylevler verildi. Buradan hareket edilerek, han çeşmesi yanma gelindi. Burada da üzerinde ‘Yaşasın Büyük Kurtarıcımız Ulu Gazimiz’ olan bir tak kurulmuştu. Bu sokağa bundan sonra Kurtuluş Caddesi adı verildi. Buradan eski askerlik şubesi olan kaymakamlık binasına gelindi. Kaymakamlık binasının bayrak direğinde Yunan bayrağı vardı. Yunan bayrağı indirildi ve Türk bayrağı çekildi. Burada da kurbanlar kesildi. Öğrencilere ve halka şekerler verildi.

1955 yılında o günleri yaşamış Muradiye mahallesinden doksan yaşındaki Selvet Keçeci Uzunköprü’nün kurtuluşunu şöyle anlatmıştı;

“Türk askerlerinin Uzunköprü’yü kurtardığı günkü sevincimizi hiç unutmam. Komşum geldi. Yürü köprü başına gidelim. Bu gün Türk askeri geliyormuş dedi. Büyük bir sevinçle aşağı doğru bir koşu kopardık. O gün ise öyle bir soğuk vardı, karlar çatılara kadardı. Ama kara, soğuğa ve boraya kim aldırır. Bütün kasaba ahalisi köprü başına üşüşmüş, soğukta kar altında saatlerce bekledik. Üşüdük, donduk ama kimse bırakıp gitmiyordu. Derken köprünün öbür başında at üstünde bir asker göründü. Ona fedai derlermiş. Onun ardından şarkılar, türküler söyleyerek askerler geldi. Biz hepimiz sevinçten yarı güler yarı ağlarız. Askerlerin ardından talikalar, faytonlar içinde kaymakam ve hanımı ile hükümet adamları geldiler. Öyle bir bayram, öyle şenlikler yaptık. Dil ile tarif edilemez. Çok şükür hürriyetimize kavuştuk. Düşman işgalinde kalmak çok kötü şeydir. Allah bir daha o günleri göstermesin.”